Sonbahar… Doğanın en melankolik mevsimi. Ne yazın canlılığı ne kışın sertliği vardır onda. Sessiz bir vedadır; renklerin dansıyla süslenen bir hüzün. Ağaçlar yapraklarını dökerken, insan da içinde bir şeyleri bırakır ardında. Belki bir hayali, belki bir anıyı, belki de bir sevdayı…
Sararan yapraklar toprağa düşerken bize yaşamın döngüsünü hatırlatır. Her son, yeni bir başlangıcın habercisidir. Sonbahar, vedaların burukluğuyla sarar ruhumuzu; ama aynı zamanda içsel bir duruluğu da getirir. İnsan bu mevsimde daha çok düşünür, daha çok hisseder.
“Sonbahar, doğanın susarak söylediği en güzel vedadır.”
Hava serinledikçe sokaklar sessizleşir, kalpler kabuğuna çekilir. Kitaplar, battaniyeler, demli çaylar ve içe dönük sohbetler başlar. Belki de bu yüzden sonbahar, en çok şairlerin ve yazarların mevsimidir. Çünkü sonbaharda kelimeler de sararır, dökülür, ama en güzel anlamlarını da bu mevsimde bulur.
Her yaprak düşüşü, bir kabulleniştir. Sonbahar, doğanın sabırla bekleyişe geçtiği, dinlenmeye hazırlandığı bir ara duraktır. Tıpkı bizim de bazen durmaya, yavaşlamaya, kendimize dönmeye ihtiyacımız olduğu gibi…